Eskiden Türkiye’de Arabesk Kültür hakimdi, şimdilerde Parabesk!
Bugün adına “Parabesk” dediğimiz şey, masum bir müzik zevki ya da estetik tercih değildir. Parabesk, kırsaldan şehre göçün ürettiği ama şehrin ruhuna hiç temas edememiş, parası artmış fakat kültürü, maneviyatı ve ahlâkı yerinde saymış bir kitlenin sosyolojik ifşasıdır.
Bu kitle artık yoksul değildir; aksine zengindir. Ama bu zenginlik, anlam üretmeyen bir zenginliktir. Evler büyümüştür, arabalar pahalıdır, telefonlar son modeldir; fakat dil kabadır, estetik yoktur, ölçü kaybolmuştur. Parabesk tam olarak bu boşluğun sesidir: Paranın gürültüsü, mananın yokluğunu bastırmaya çalışır.
Arabesk acıyı yaşardı. Gerçekti, sahiciydi, yaralıydı. Parabesk ise acıyı oynar. Story atar, poz verir, abartır, sulandırır. Acı artık kader değil; gösteriştir. Hüzün derinlikten değil, filtreden gelir. İsyan sistemle değil, sosyal medya algoritmasıyladır.
Parabesk birey, ne köylüdür ne kentli. İkisi arasında sıkışmış değil; ikisini de tüketmiş, ama hiçbirini içselleştirememiştir. Köyün değerleri kaybolmuştur, şehrin disiplini öğrenilmemiştir. Ortaya çıkan şey: Görgüsüzlükle meşrulaştırılmış bir özgüven, cehaletle süslenmiş bir iddia.
Bu yüzden Parabesk sadece bir kültür değil, bir zihniyet problemidir. “Param var, her şeyim var” cümlesinin altını kazıdığınızda karşınıza çıkan şey çoğu zaman şudur: Boşluk. O boşluk müzikle, gösterişle, abartılı duygularla doldurulmaya çalışılır. Ama dolmaz. Çünkü mana satın alınmaz.
Kısacası Parabesk,şehirleşmiş ama medenileşememiş, zenginleşmiş ama derinleşememiş, konuşan ama söyleyecek sözü olmayan bir hâlin adıdır.
Ve en tehlikelisi şudur: Bu hâl normalleştikçe, çürüme sıradanlaşır.
Daha felsefi ve sosyolojik deyimle: “Arabesk acının diliydi; Parabesk boşluğun gürültüsü.”
“Arabesk yoksulluğun feryadıydı, Parabesk zenginliğin çığlığı.”
